28 Haziran 2006

 

 

ULUSAL ÇIKAR – ULUSAL SİYASET

 

(E)Org. Şener ERUYGUR

 

 

         Yüreklerini ve beyinlerini bağımlılık zincirinden kurtaramamış kişilerin uluslarının geleceğine ışık tutmaları mümkün değildir.

 

         Yıllık savunma bütçesi 600 milyar dolara ulaşan, dünya jandarmalığına soyunan bir anlayış demokrasiyi mi, çağdaş uygarlığı mı, yoksa eli sopalı, yıkıcı bir polis devletini mi temsil ediyor? .Bu tür yönetimler, uluslar arası ilişkilerde kara bir leke olarak kalmaya mahkumdur.

 

         Böyle bir mantığın yardımına, acıma duygularına teslim edilen ulusal gelecek güvence altına alınmış sayılabilir mi?

        

         Bir taraftan kendi yayılmacı arzularının aç gözlülüğüne esir olan, giderek batağa sürüklenen bir anlayış sürerken Asya’da, Güney Amerika’da insanlığın elbirliği ile dünya’nın açlıktan, sefaletten kurtarılmasına yönelik gayretler umut olmaya başlamıştır bile.

 

         Doğaldır ki her hareket, sadece ilgili ulusun çıkarları açısından değerlendirilebilir, doğru ya da yanlışlığı bu açıdan tartışılabilir. Ancak tartışılması çok gülünç olan yaklaşım, dünyayı ve uygulayıcılarını yıkıma götüren; savaş, açlık ve sefaletten başka bir getirisi olamayacağı artık çok açık olarak görülen bir dünya görüşünün girdabına kapılıp gitmektir. Uygulanan ekonomi politikasının dibe vurduğu, cari açığın 825 milyar dolara ulaştığı bir ABD ve AB’nin su alan gemilerinin dümen suyunda şuursuz gidiş ulusal siyaset olarak tanımlanabilir mi?

        

         IMF ve onun patronu ABD’nin ve AB’nin dayattığı neo-liberal politikaları demokrasi ve çağdaşlıkla bir sayan dünya görüşü Türkiye’yi nereye getirmiştir? Bu politikaların kalkınmakta olan ülkelerin sorunlarını çözmek bir yana mevcut sorunları daha da ağırlaştırdığı niçin görülmemektedir?

 

         Oysa benzer politikaların  sonuçları tüm dünyada çok çarpıcı bir biçimde yaşanmaktadır. Örneğin, Brezilya bu anlayışın faturasını çok ağır ödemiştir.175 milyonluk Brezilya sırf neo-liberal politikalara bel bağladığı için girdiği düşüncesiz denemeden 50 milyon civarında beslenme sorunu yaşayan insanıyla çıkmıştır. Oysa bu ülke 1970’li yılların başında Güney Amerika’nın en zengin ülkesi sayılıyordu. Bu deneyimden alınan dersle 2003 yılında iktidara gelen Lula Da Silva Brezilya’nın IMF’e olan tüm borçlarını ödedi. Bugün Brezilya’da, Bolivya’da, Venezuela’da, Arjantin’de, Şili’de bağımsız politikalara, ulusal dünya görüşüne dönüş tüm görkemi ile yaşanmaktadır.

 

         Keza Çin’in uygulamaya başladığı “Sosyalist Pazar Ekonomisi” meyvelerini vermiş ve bu ülke ABD’nin korkulu rüyası haline gelmiştir. Şangay İşbirliği Örgütü kısa zamanda gelişmiş ve İslam Konferansı Örgütü ile birleşmesinden, İran’ın örgüt içindeki gözlemci sıfatının daimi üyeliğe geçişinden söz edilir olmuştur.5 inci zirvesini yapan örgütün artık çok geniş bir işbirliği örgütü olma yolunda ilerlediğinden, hatta NATO’ya alternatif bir askeri konuma ulaşacağından bile söz edilir olmuştur.

 

         Dünya nüfusunun ve enerji kaynaklarının önemli bölümünü barındıran bu bölgelerdeki gelişmeler ülkemizde ne yazık ki yok sayılıyor, görmezden gelinip, kör gözün gözüne bildik yanlışlıklar yapılıyor. Hiç göremiyoruz ki  haksızlığa, sömürüye karşı mücadele, direnme tarihinin en görkemli noktasında Türk Ulusu, Atatürkçü Türkiye Cumhuriyeti vardır. Atatürk’ün ülkesinde Atatürk’ü yok sayan bu unutkanlık acaba neyin işaretidir?

 

         Önce Atatürk’ü yorumlarken yanlış yaptık. Onun üstün yurt ve ulus sevgisi, sorumluluk duygusu ve akıl ve bilimin sentezinden oluşan kararlı ve kahramanca davranış modelini hatalarımızla teslimiyetçiliğe vardırdık. Batı yöneticilerinin acımasız politikalarından ürküp, kendimizi ürkekliğe esir ettik. Türkiye’ye dayatılan bölücü, parçalayıcı projeleri “ Başka ne yapabiliriz? ” korkaklığına, “Atatürk olsaydı o da böyle yapardı” sığınmacılığı içinde kabul eder gözüktük .  Liderlerimizin inisiyatif kullanma yeteneklerini, direnme, yokluklardan çözüm üretme iç güdülerini körelttik. Atatürk’ün hem Çanakkale, hem Kurtuluş Savaşı’nda yaptıkları, olmazları , olmaz sanılanları olur yapma yürekliliğidir. Ne yazık ki bu gerçeği  görmemeyi hala sürdürüyoruz. Türk Ulusu’nun yeteneklerine ve gücüne inanmayanların Atatürkçü sayılmaları doğru olur mu? Bu gün Dünya’da sömürücülere karşı direnenler Mustafa Kemal’in düşünce tarzından esinleniyorlar. Başkaları görüyor, biz  anlayamıyoruz.

 

             Ulusal çıkar anlayışı, Ulusal Siyaset T.C.’ni kurmuştur. Çözüm Atatürkçülük’te ve Atatürk’ün çözüm üreten, kararlı, özgüvene ve Türk Ulusu’nun yüceliğine inanan, taşın altına elini sokan, sorunları günün koşullarına göre yorumlayan yaklaşımlarında saklıdır.

 

         Atatürk’ün dünyasında sorunlara bir başka ülkenin gözlüğü ile bakmak yoktur. Bağımsızlık Atatürk’ün de, gerçek Atatürkçülerin de karakteridir.

         Sayılan nedenlerle, Türkiye’yi aydınlığa yine onu kuran Atatürkçü düşünce taşıyacaktır. Çünkü Kemalizm,  Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuştur. Çözüm bu düşünce tarzının günün koşullarına göre yorumunda saklıdır. Bu yorumu yapabilmek için Atatürk’ün yaşamını, yaptıklarını, öz verisini, sorumluluk duygusunu , yurt ve ulus sevgisini anlamak , onun gibi davranmak gerekir.