29 Ekim 2006 tarihi vesilesiyle Türk milletinin yüzyıllardır neden yaşadığını ve dileriz ilelebet yaşayacak olmasını gözden geçirelim. Aşağıda örneklerini verdiğimiz tüm yıkıcı çabalara rağmen yüksek ahlaki değerlere sahip olmamız bizi ayakta tutuyor.
Osmanlı'nın yüzyıllarca kendi tebaasında yaşayan azınlıkların din özgürlüğüne karışmayan, hoşgörülü ve ahlaklı davranışını bugüne kadar hangi millet gösterebilmiştir? Bu nedenle de başına gelmedik kalmamıştır. Ermenilerin 1800'lerden itibaren kendilerine vefalı ve dostane davranan Osmanlı'yı arkadan vurmak için dini ve yalana dayalı uluslararası lobileri nasıl kullandığını,Doğu'da bağımsız bir Ermenistan Devleti kurmak için Batı'ya, Ruslara, Amerika'ya nasıl yalvardığını ve bu politikalarında da çok başarılı olduğunu tarih belirlemiştir. Aynı tarihsel davranışlarını bugün de gösteriyorlar. Azerbaycan'ın yüzde yirmi toprağını (Karabağ) Rusların yardımı ile alıp bir milyon Müslüman’ı nasıl dışarı attığını da yakın tarih olarak hepimiz biliyoruz.
Halk diliyle et ve tırnak olduğumuz Kürt kardeşlerimiz şimdi neden kanla kurulmuş ülkemizin üniter yapısının baştan itibaren yanlış olduğunu ve tartışılması gerektiğini belirterek federasyon seçeneklerini konuşmaya başladılar. Bu ulusun hangi bireyi Kürt kardeşine yan gözle baktı ve onun İstanbul ve Batı burjuvazisinde önemli bir yer almasına haset etti? Hayır bunu yapmadı, yaptığı şey; Doğu insanına "mert ve dürüst insandır" diye yüreğini açmasıdır... Hangi milletin içinde böyle bir sevgiyi görebilirsiniz; Kastamonulu bir kişi Kürtçe şarkıları dinlerken "bayılıyorum bu yanık türkülere" diyebilir. Bilmiyorlar mı ki, en güvenilir yaşam "Türkiye'nin bağrıdır" ve unutmamalıdırlar ki bağımsız Kürt devleti için verilen sözler Rusların Ermenilere verdikleri sözlerle aynıdır.
Kıbrıslı Türk kendini zulümden kurtarmış anavatanına yıllar sonra Avrupa'ya rahat gidebilmek ve bazı nimetlerden yararlanmak için neden vefasızlık yapabiliyor? İcabında "Türkiye işlerimize burnunu sokmazsa daha iyi eder" diyebiliyor?
Bütün bunlar, yüce milletimizin yeryüzünde en ahlaklı ve vicdanlı milletlerden biri olmasından ileri geliyor. Çok eleştirilebilecek yönlerimize, aydınlanma çabaları ve uygarlık sınavındaki başarısızlıklarımıza rağmen temelde hain, vefasız, yalancı, yalaka bir millet olmamamız ve sevgi dolu olmamız, tüm milletlerin birlikte hareket etmelerine rağmen bizi ayakta tutuyor.
Ama artık çalışma ve uyanma zamanı. Bakın bu konuda Mustafa Kemal ne diyor:
"..aziz yurdumuzun ve bahtsız ulusumuzun kurtuluşu .. konusunda türlü zamanlardaki derin düşüncelerimin özeti ve sonucu (olarak) diyebilirim ki, ben en iyi siyasetin, her türlü anlamıyla en çok güçlü olmakta bulunduğunu kabul ederim. En çok güçlü olmak deyiminden anladığım, yalnız silah gücü olduğunu sanmayınız. Tersine, bu bence güç toplamını oluşturan etkinliklerin sonuncusudur. Bence en çok güçlü olmak, bilim bakımından, teknik bakımından ve ahlak bakımından güçlü olmaktır. Çünkü bu saydığım değerlerden yoksun bir ulusun bütün bireylerinin en son silahlarla donatıldığını tasarlasak bile, güçlü olduğunu kabul etmek doğru olmaz. Bugünkü insanlık toplumunda insan olarak yer alabilmek için, eline silah almış olmak yetmez. ... Ülkemi ve ulusumu, pek iyi tanıdığım ve yoksun bulunduğumuz ilerlemeye eriştirebilmek için, huzur ve sükûn ile, ama her halde özgürlük ve bağımsızlığı kurarak, çok sürekli çalışmak gerektiğine inanmış bulunuyorum."
Bunun için okuma ve eğitim seferberliği başlatmalıyız. Bu dönemde yaşantınız boyunca okuduğunuz kitabın onlarca katını okuyarak geçirmeliyiz. Bu uyanışı okuyarak, inceleyerek, sorgulayarak, tartışarak ve devamlı aktif halde olarak gerçekleştirmeliyiz. "Kime oy vereceğim ki" diye seçim sandığına gitmemezlik etmemeliyiz. Siyasetin içinde olmalıyız. Uyuyan, etrafındaki olayların farkındalığında olmayan bir millet olmak bize yakışmıyor. Çocuklarımıza Atatürk 'ü ve şiirleri robot gibi ezberleteceğimize onlara tarih okutmak, olayları anlatmak, bilinçli bir yurttaş olmalarını sağlamak zorundayız. Eğer bunu yapmazsak, yani uyku halimiz devam ederse ahlaklı ve nitelikli bir millet olmamız, bizim parçalanmamızı engelleyemeye artık yetmeyecek... Çözüm Mustafa Kemal'in gösterdiği yoldur; uyanmak ve güçlü olmak.