Ekonomide sağlanan başarı ve istikrarın, AKP'nin seçim başarısında etken olduğu savunuluyor. Ekonomik ve siyasal istikrardan yana olanların, mevcut ekonomik politikanın sürdürülmesini savunanların AKP'ye oy verdikleri ileri sürülüyor. Öncelikle izlenen ekonomik politikanın yönünü, içeriğini, kimlerden yana olduğunu irdeleyelim.
Kabaca yapılan şu; yüksek faizle ve ülkenin varlıklarını (taşınmazlarını, işletmelerini, bankalarını vb.) satarak yurtdışından döviz sağlamak, dövizle yurtdışından mal alarak ticaret açığını, cari işlemler açığını büyütmek, sıkı mali politika adı altında ya da devlete borç verenlere ödenmek üzere faiz dışı fazlayı arttırmak... Dünyadaki likidite fazlası da böyle bir politika, eğer politika demek doğruysa; izlenmesini kolaylaştırıyor.
Böyle bir politikanın kısa süreli etkileri, ekonomik istikrar, refah artışı olarak görülüyor ya da nitelendiriliyor.
Ülkeye ne pahasına olursa olsun bol döviz girişi kurların yükselmesini engelliyor, büyük dış ticaret açığı mal bolluğu yaratıyor, enflasyonist baskıyı emiyor, cari işlemler açığı iç tasarruf açığını kapatıyor, ülkenin gelirinin daha büyük bölümünü harcamasına olanak veriyor. Harcama artışı, refah, gönenç artışı olarak yorumlanıyor. Yüksek maliyetli döviz girişinin yükünü ekonomi kısa sürede duymuyor. Çünkü faiz borç alınarak ödeniyor. Cari işlemler açığının bir anlamı da dış borçların faizinin borç alınarak ödenmesidir.
Bu uygulama daha ne kadar sürer? Satılacak birkaç banka daha var, limanlar var, değerli turistik bölgeler var, yabancıların ilgilenebilecekleri taşınmazlar var. Bunların özelleştirme adı altında satılması daha birkaç yıl sürer. Dünyada bir likidite bolluğu var, en az yüzde 17.5 faiz ödendiği ve döviz kuru da düşük tutulduğu sürece, sıcak para girişi de sağlanır. Bir süre sonra satılacak değerli varlığınız kalmaz, ulaşılan borç stoku, yüksek faizle dahi sıcak para çekmeye olanak vermeyebilir. Ya da dünyadaki likidite fazlalığı azalır, faizler yükselir, kısacası deniz biter. Gemi belki bir daha yüzdürülememek üzere karaya oturur.
Elimizde bir işletmenin bilançosu olsa, işletme bir yandan duran varlıklarını satarak, öte yandan borçlanarak kaynak (fon) sağlasa bu işletme ağır ağır batıyor deriz. Türkiye ekonomisi, batma işaretleri veren, belirtileri gösteren bir işletmeden farklı değil. Varlık satmak, borçlanmak bir tür duyumsuzluk yaratıyor. Sanki işler iyiye gidiyor gibi bir görüntü.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü Kırım savaşından sonra, yabancıların özendirmesiyle dış borçlanma, ardından dış borçların ödenmesi için verilen ödünler hızlandırmıştı. Kanımca 24 Ocak 1980 kararları Türkiye Cumhuriyeti'nin çöküşünü hazırlamak için bir tuzak işlevini görmüştür. Ekonomi yabancıların ya da işbirlikçilerin denetimine geçmiş, devlet ekonomik açıdan güçsüzleştirilmiş, borç sarmalına sokulmuş, kaynaklarının çok önemli bir bölümünü faiz dışı fazla diye borç faizi ödemesine ayırmaya zorlanmıştır. Ekonomik bağımlılık beraberinde siyasal şantajlara yol açmıştır. Artık Türkiye'nin bölünmesine ilişkin haritalar, uluslararası toplantılarda dağıtılmakta, arkalarına emperyal güçleri almış olanlar, Türkiye'yi tehdit etmekte, eyaletlere bölünme dönemine, yeni bir Sevr uygulamasına geçilmesini istemekte, bunu demokrasi adına yapmaktadırlar.
Halkın önemli bir bölümü ekonomik istikrar diye uyutulmakta, günlük ufak bir çıkar karşılığında geleceğini satmaya özendirilmektedir. Ne yazık ki halkımızın önemli bir bölümü, geleceği konusunda gereken duyarlılığı gösterememiş, "demokrasi, orduya muhtıra alalaması ile nereye sürükleniyoruz" sorusunu kendine sormamış ya da vicdanında bunun yanıtını aramamıştır.
Bir ülkenin insanında bağımsız, hür yaşama duygusu zayıflamış, körleşmiş ise o ülkenin bağımsızlığını sürdürmesi zorlaşır. Şehitlerimiz diyoruz, onları anıyoruz. Önemli olan anmak, merasim düzenlemek değil, niçin şehit düştüklerini düşünmek, onların istekleri doğrultusunda bu ülkeyi bağımsız, hür yaşatmaktır. Feodal bir düzen içinde yaşayan dış güçlerin ayartısına kapılmış olan vatandaşlardan çok son seçimde ufak hesaplarla oy kullanan vatandaşlarımız benim için umut kırıcı, hayal kırıcı olmuştur. Dileğim, ufak hesaplar için gelecekte büyük ekonomik ve siyasal bedeller ödememeleridir.
Cumhuriyet
Gazetesi – 29.07.2007