RAKEL DİNK 'çe cenaze töreni başlarken okunan metnin en ilginç tümcesi, "İster 17, ister 27 yaşında olsun, herkes vaktiyle bir bebekti" tümcesiydi. Bebeklikten katilliğe geçişin çelişkisini vurgulayan bir söz.
En dokunaklı söz de, "Sevdiklerinden, ailenden, çocuklarından ayrıldın; ülkenden ayrılmadın, sevgilim" tümcesiydi.
Her ikisinin üzerinde biraz durmak gerekir.
İnsanları bebeklikten, yani melekçe saflıktan katilliğe, yani kanlı canavarlığa götüren çizginin sorumluluğunu tek başına kime yükleyebilirsiniz?
Ana babaya mı? Aile çevresine mi?
Arkadaşlara mı? Öğretmenlere mi?
Daha bir yığın insan sayabilirsiniz ama, en sonunda varacağınız sonuç, bütün toplum, daha doğrusu toplum düzeninden başkası olabilir mi?
Yani devlet, yani ekonomik, sosyal, kültürel politikalardan medyaya ve dünyaya egemen olan sisteme kadar; sayın sayabildiğinizce. Tuhaf olan, katledene verilen cezayla sorumlulukların hesabını tek kişiye ödettikten sonra, bütün öbür "zanlılar" gibi kendimizi de müthiş hafiflemiş hissetmemizdir.
Oysa, tam o noktada başlayıp geriye doğru işlemesi gereken bir "sosyal yargılama" süreci olmalıdır. Bu son "Agos" olayında olduğu gibi.
Hiç de özgün olmayan bu düşünce kırıntıları pek basit ve "harcıâlem" sayılabilir. Ama, " ülkeni bırakmadın" sözünün düşündürücülüğü çok daha derin ve önemli.
Ülkede kalmak, sadece bunun getirebileceği güçlükleri, sıkıntıları, engelleri, tehlikeleri, tehditleri göğüslemek ve hatta öldürülmeyi göze almaktan mı ibarettir? Bunun yüklediği ödevler ve sorumluluklar da var elbet.
İçinde yaşanan toplumu tanımak, öğrenmek, duyarlılıklarını iyi bilmek ve onlara akıllıca yanaşmak gibi. Bu ödevleri savsaklamak ve sorumluluklara aldırış etmemek, biraz da göz göre göre gereksiz zıtlaşmalara, meydan okuyuşlara yönelip çok kişiye "ucuz kahramanlık arayışı" dedirtecek durumlara düşmek değil midir?
Ülkeyi bırakmamak, elbet bırakılmayan o ülkeyi başkalarına bırakmamayı, aşağılanmasına, sömürülmesine, dıştakilerin amaçları için kullanılmasına, soyulmasına, talan edilmesine karşı çıkmayı da gerektireceği için, ülkede kalmanın gerektirdiği sorumluluklar doğrultusunda ne yapılacaksa ancak o ülke halkıyla birlikte yapılabileceğini de düşünmek gerekmez mi?
Kısacası, bir ülkeyi bırakmamak, bir bakıma, dünyayı bırakıp gitmekten de zor galiba.