Yoz Davranışlar, Çarpık Değer Yargıları

Öztin Akgüç

Mevlana "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" diye öğütlüyor. Ziya Paşa "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" ölçütünü getiriyor. Biz ise günlük yaşantımızda, ticari hayatta, politik davranışlarda tam tersini yapıyoruz. Olduğumuzdan farklı görüntü vermeye çalışıyor, işleri lafla yürütmeye çalışıyor, her alan ve konuda takıyye yapıyor, içtenlikle, tutarlı davranamıyoruz. Hemen her alanda işin özünü bırakıp şekle yöneliyor, sözle durumu idare ediyor, görevimizi yaptığımızı, başarı kazandığımızı sanıyoruz.

Kendimizi mi kandırıyoruz, yoksa çevreyi mi aldatıyoruz? Belki her ikisini de birlikte yapmaya çalışıyoruz. Sahtelik, düzmece davranışlar, sanki yaşam biçimimiz, yaşam felsefemiz. Her şeyin sahtesi, düzmecesi bizde. Sahte Müslümanlık, sahte milliyetçilik, sahte Atatürkçülük, sahte solculuk, sahte liberallik, sahte demokratlık, sahte bilim adamlığı, hepsi bizde var. Her gün yüzlercesine, binlercesine tanık oluyoruz. Takıyye yapıyorlar diye çoğu kez Müslüman geçinenleri kınıyoruz. Aslında her alanda takıyye yapıyor, asıl niyetimizi, amacımızı, beklentilerimizi, cilalı, süslü sözcük ve tümcelerin ardına gizliyoruz. Her şeyi ülkemiz için, halkımız için yapıyoruz. Uygulamada ise ülkeyi talan ediyor, ülkeyi yandaşlara, yabancılara peşkeş çekiyor, halkımızı eğitimsizlik, yoksulluk, hatta açlık sınırında bir paket erzak uğruna değerlerini, inançlarını satmak zorunda bırakıyoruz.

Birbirimize inancımızı, güvenimizi yitirmişiz, çoğu zaman kuşku içindeyiz. Şu vatan sevgisi, şu demokrasi, şu tarafsızlık, şu herkesi kucaklama, şu sivil anayasa, şu halk iradesine saygı, şu insan haklarına saygı söylemlerinin altından ne gibi çapanoğulları çıkacak diye kuşku içindeyiz. Geçmiş deneyimler, gözlemler, ne yazık ki insanı kuşkucu yapıyor. Bırakın politikacıların, bürokratların, sözde bilim adamlarının, dindar geçinenlerin, kendilerine Müslüman süsü verenlerin açıklamalarını, davranışlarını, günlük yaşamda da güven eksikliği, kuşku, aldatılma sürüyor. Artan protestolu senetler, karşılıksız çıkan çekler, ödenmeyen borçlar, yerine getirilmeyen taahhütler yalnız ekonomik zorluğu değil, bir yerde ahlaki, etik değerlerdeki düşüklüğü de gösteriyor. İnsanlar yerine getiremeyecekleri sözlerin, taahhütlerin altına girmemelidirler. Kıvırtarak "ben sözlerimin arkasındayım" demek bile aldatmaca, olduğundan farklı bir görüntü verme çabasıdır.

Değer yargılarımız giderek yozlaşıyor. Etik olmayan davranışları bile ahlaki, düzgün davranışlar olarak görmeye başlıyoruz. Değişim, değişen koşullara uyum, herkes gibi davranmak gibi gerekçeler buluyoruz. Manevi değerler, manevi değerlere saygı deyip, manevi değerleri davranışlarımızla çürütüyoruz.

Aldatmanın, kandırmanın, özü sözü bir olmamanın, takıyyenin, göründüğü gibi davranmamanın sürekli kişisel çıkar, kişisel haz peşinde koşmanın, nalıncı keseri gibi her şeyi kendine yontmanın sonucu da bellidir. Zaman içinde giderek yok olmaktır. Kutsanacak değerlerini yitirmiş, kutsal olarak bilinen her şeyi, ülkeyi, bağımsızlığı, onuru, saygınlığı ayaklar altına almış, şehitlerine, ülkeyi kurtaranlara minnet, şükran duygularını yitirmiş, ülke çıkarı diye ülkeyi talan eden bir toplumun geleceği yoktur. Tarih, yozlaşan toplumların, yozlaşan devletin varlıklarını sürdürmediklerinin örnekleri ile doludur.

Yanan ormanların yerine yenisi yetiştirilebilir, topraklar yeniden bitek hale getirilebilir, kuruyan akarsular, göller yeniden canlandırılabilir; yalnız yitirilen insanca davranışlar, etik değerler yeniden kazanılmaz.

Öngördüğüm ülke yazgısını, kötümserlik olarak nitelendirebilirsiniz. Şöyle bir insan manzaralarına bakın, size güven ve huzur veriyorsa, geleceğe umutla bakabiliyorsanız, sorun yok demektir. Yalnız lütfen özeleştiri yaparak, kendinizi kandırmadan, cesaretle kişi ve olayları değerlendirmeye çalışınız.

Cumhuriyet Gazetesi - 16.09.2007