DÜZELTME
“AB’DEN
PARA ALAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ” başlıklı
araştırmamda;
·
TMMOB
Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi,
·
TMMOB
Ziraat Mühendisleri Odası Şanlıurfa Şubesi’nin
AB’den Hibe
alındığı yazılmıştır.
Oysa, Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Gökhan
Günaydın’ın yapmış olduğu belgelere
dayalı açıklamadan sonra gerçek durumun şu
olduğu anlaşılmıştır:
TMMOB Ziraat Mühendisleri
Odası’nın Adana ve Şanlıurfa Şube Başkanları,
Sayın Gökhan Günaydın’ın haber ve onayı
olmadan AB’ye Hibe için başvuruda bulunmuşlardır.
AB, adı geçen iki şubeye de Hibe tahsislerini
yapmıştır. Tam uygulama aşamasında, Adana ve
Şanlıurfa Şube Başkanları Sayın Gökhan
Günaydın’ı haberdar etmiş ve onay istemişlerdir!
Böyle bir girişime şiddetle karşı çıkan
Sayın Gökhan Günaydın,
hemen tüm başvuruları iptal ettirmiş ve tahsis edile hibeyi
hiç harcama yapmadan AB’ye iade etmiştir!
Dolayısıyla, iki şubesinin
AB’ye hibe için müracaatı ve hibe tahsisi doğru
olmakla birlikte, Ziraat Mühendisleri Odası, Genel Başkan Sayın Gökhan
Günaydın’ın son anda müdahalesiyle
gerçekleşmemiştir.
Sayın Gökhan Günaydın hem iki
şubesinin böyle bir girişimde bulunmuş olmasından
dolayı, hem de adlarının Hibe
Alanlar arasında çıkmış olmasından
dolayı derin üzüntü duymuştur.
Bu açıklamanın sitenizde yer
almasını, çok değerli yurtsever Sayın Gökhan
Günaydın’ın AB’den
Hibeye karşı olan saygıdeğer kişiliğinin
korunmasını rica ediyorum.
Saygılarımla,
Yılmaz
Dikbaş
AVRUPA
BİRLİĞİ’NDEN PARA ALAN BELEDİYELER
Yılmaz
Dikbaş
Türkiye’de
son on yıl içinde yalnız sendikalar, vakıflar, ticaret ve
sanayi odaları, meslek odaları ve dernekler değil, belediyeler
de Avrupa Birliği(AB)’den milyonlarca Avro hibe almışlardır.
Şimdi,
AB’den para almış olan belediyelere biraz yakından
bakalım.
Diyarbakır Büyükşehir
Belediyesi
-
Belediye Başkanı: Osman Baydemir.
- 1.Projenin
Adı: Diyarbakır Kentinin Kanalizasyon Sisteminin
İyileştirilmesi ve Genişletilmesiyle Birlikte Atık Su
Arıtma Tesisinin Kurulmasında İlk Aşamanın
Gerçekleştirilmesi.
- Tarih:
01.01.2001–01.01.2004
-
AB’den Aldığı Para: 32
milyon Avro
- Proje
Birimi Koordinatörü: Serdar Birtane
- 2. Projenin Adı: Gazi Caddesi
Rehabilitasyonu ve Çevre Düzenleme Projesi.
–
Açıklama: Bu projeyle, şehrin dokusunu koruma ve
geliştirme amaçlandığı
açıklanmıştır.
- Tarih: 01.01.2005
-
AB’den Aldığı Para: 1
milyon Avro
- 3. Projenin Adı: Yenikapı
Sokak Renovasyonu.
–
Açıklama: Yenikapı, Diyarbakır’ın merkezinde
SİT alanı içerisinde olan bir sokağın
adıdır. Bu sokakta Dört Ayaklı Minare, Keldani Kilisesi,
Ermeni Kilisesi, Esma Ocak Evi ve Paşa Hamamı bulunmaktadır. Bu
projeyle şehrin tarihi dokusunun korunması ve eliştirilmesi
amaçlandığı belirtilmiştir.
- Tarih:
01.01.2005
-
AB’den Aldığı Para: 203.000
Avro
- 4. Projenin Adı: Kaparinin
Yaygınlaştırılması Projesi.
- Tarih:
01.01.2006
-
AB’den Aldığı Para: 262.000
Avro
–
Açıklama: Kapari, Kebere adıyla da tanınan tıbbi ve
hoş kokulu bir bitkidir. Diğer tıbbi ve hoş kokulu bitkiler
şunlardır: Kimyon, kekik, keçiboynuzu, defne, anason, rezene,
adaçayı, çemen ve meyan kökü. Çapı
1–13 mm. arasında değişen kapari çiçek
tomurcukları turşu yapımında kullanılmakta, salamura
veya hazır konserve olarak yurtdışına
satılmaktadır. Kurağa dayanıklı olması,
çok derinlere kök salması ve toprak yüzeyini kaplayan
aksamı ile kurak ve eğilimli yerlerde toprak
aşınmasını engellemede de kullanılabilen bir bitkidir.
Dünyada kaparinin pazar hacmi yaklaşık 10 bin tondur.
Türkiye son yıllarda 4–6 bin ton kapari dış
satımı yapmakta ve bu satıştan 8–12 milyon dolar
gelir elde etmektedir. Türkiye’den dış satımı
yapılan tıbbi ve hoş kokulu bitkiler arasında kaparinin
payı yüzde 12’dir.
- 5. Projenin Adı: Kırkkoyun
Kalkınma Projesi
- Tarih:
01.01.2006
-
AB’den Aldığı Para: 250.000
Avro
-
Açıklama: Diyarbakır’ın 13 ilçesi ve 743
köyü bulunmaktadır. Kırkkoyun, merkez ilçeye
bağlı bir köyün adıdır. Bu projeyle,
Kırkkoyun köyünde örnek bir köy evi, meralık bir
alan yapılması ve köylülere hayvan
dağıtılarak hayvancılığın
kalkındırılması amaçlandığı
açıklanmıştır.
- 6. Projenin Adı: Kentsel Gelişim Projesi
- Tarih:
01.01.2005
-
AB’den Aldığı Para: 6,5
milyon Avro
-
Açıklama: Bu projede, göç edenlerin sosyal
yaşamlarının, mevcut eğitim ve sağlık
hizmetlerinin iyileştirilmesi, kentlilik bilincinin
oluşturulması ve nitelikli işgücü kapasitesinin
artırılmasının hedeflendiği belirtilmiş ve 600
kişiye iş bulunacağı
açıklanmıştır.
Yorum
2001–2006
yılları arasında Avrupa Birliği, Diyarbakır Büyükşehir
Belediyesi’ne, toplam yaklaşık 40 milyon Avro hibe etmiştir.
20 milyon
işsizini, Avrupa kentlerinin sokaklarında yatan 3 milyon evsizini
unutup göz ardı eden AB, Türkiye’ye gelmiş,
tutmuş Diyarbakır’a gitmiş ve orada sadece bir caddenin
onarım ve bakımı için 1 milyon Avro hibe etmiştir! Çoğu kişinin
adını bile bilmediği, kapari adlı bir bitkinin
üretimini desteklemek amacıyla Diyarbakır’a 262 bin Avro hibe vermiştir!
Diyarbakır’da sadece bir sokağın onarım ve
bakımı yapılsın diye 203
bin Avro bağışlamıştır!
Diyarbakır’ın
743 köyünden birine giden AB, bu köyde
hayvancılığın kalkındırılması
için 250 bin Avro hibe
etmiştir!
Avrupa
Birliği’nin kurucu üyelerinden olan Hollanda’nın
Başkenti Amsterdam’ın sokaklarında yatan işsiz ve
evsizlere yiyecek yardımı yapan ‘Çorba Otobüsü’ günde altı tur
atarken, AB yetkilileri Diyarbakır’a gelmiş, kentteki mevcut
sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve
600 kişiye iş yaratılması için 6,5 milyon Avro hibe etmiştir!
Avrupa
Birliği’nin, yukarıdaki gerekçelerle,
Diyarbakır’a son beş yıl içinde hibe olarak 40 milyon Avro akıtmış
olmasını nasıl açıklıyorsunuz?
Nasıl
oldu da, Türkiye’nin bir kenti olan Diyarbakır, AB’nin
himayesine girdi?
Türkiye’nin
üç kez başbakanı olan ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, 15 Aralık
1999’da Diyarbakır’da yaptığı şu
konuşmayla, Diyarbakır’ı AB’nin himayesine
sokuyordu:
“Biz,
AB’ye giden yolun Diyarbakır’dan geçtiğine
inandığımız için buradayız. Zaman gelip
çattı. Bu devlet yapısıyla artık gitmez. Devlet
çağın gerisinde kaldı. Devleti kırgın
gören millet, milletine güvenmeyen devlet, insanını
dışlayan cumhuriyet, acze düşmüş siyaset ile
Türkiye’yi çağa taşıyamayız. Bu sökük
artık dikiş tutmaz…
Merkeziyetçi
yapı yok edilmeli, devlet ekonomiden süratle
çıkmalı, her kişi ve kurumun zihniyeti
değişmeli.”[1]
Bu
sarsıcı sözleriyle Mesut Yılmaz, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin sonunun geldiğini ilan ediyordu!
Türkiye
Cumhuriyetini, vatandaşlarını dışlamakla
suçluyordu!
AB’nin
kurucu üyelerinden Fransa’da devlet giderek daha da
güçlenirken, Türkiye’de devletin hızla ekonomiden
çıkmasını öneriyordu.
Mesut
Yılmaz, Avrupa Birliği’nin hem anti-demokratik hem de katı
bir merkeziyetçi yapıya sahip olduğu gerçeğini
Türk halkından saklıyor ve merkeziyetçi olarak
nitelediği Türk devletinin yok edilmesini istiyordu!
Mesut
Yılmaz bu sözleriyle, çok açık ve net olarak,
Diyarbakır’ı AB’nin himayesine bırakıyor ve
Diyarbakırlılara artık T.C. Devleti’nden hiçbir
şey beklememeleri öğüdünü veriyordu!
Mesut
Yılmaz’ın, aslında bir ihanetin belgesi olacak nitelikteki
bu açıklamalarına, sivil kesimden de askeriyeden de bir ses
çıkmadı!
T.C.
Devleti’ne sahip çıkmaları gereken güçlerden
ses çıkmayınca, Diyarbakır da kendi
başının çaresine bakma yoluna gitti, AB’nin
himayesine sığındı.
Ekonomi
demek, para demektir.
Mademki
Türk devleti ekonomiden elini çekecekti, yani artık para veren
el, Türk devletinin eli olmayacaktı, öyleyse
karşılıksız para vermeye hazır AB’nin eline
bakmak gerekirdi.
Yirminci
yüzyılın en büyük emperyalist projelerinden olan
Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye dönük amacı,
Türkiye’yi ve Türk halkını bölüp
parçalamaktı. AB, Diyarbakır’ın kendilerine hediye
edilmesinden daha iyi bir fırsat yakalayamazdı. İşte, AB
güçleri bu fırsatı kullanıp, Diyarbakır’a
girdiler. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne oluk
oluk Avro akıtmaya başladılar. Artık paraların hangi
ad altında verildiği de önemli değildi!
Diyarbakır’a
AB’nin paraları, yalnız belediye
aracılığıyla girmedi.
Avrupa
Birliği, kısaca TEDP denilen, Temel Eğitimin Desteklenmesi
Projesi adı altında Diyarbakır’a 7milyon 607 bin Avro harcayarak 18 okul yaptırdı.[2]
Yalnız
ANAP Genel Başkanlığı ve üç kez
başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz değil,
özellikle son 25 yıldır Türkiye’nin yönetiminde
bulunmuş cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ve
TBMM’de temsil edilmiş siyasi partilerin tümü şu
ortak görüşte anlaşmıştılar:
Tüm
bunları, bir cümlede özetlediler: Artık devlet, ‘baba’ değildir!
Binlerce
yıllık tarihinde ve kültüründe, devlete baba
demiş olan Türk halkına, artık devlet baba değil,
diyorlardı. Bu, artık senin baban yok, anlamına da geliyordu.
Türk
devleti, Türk halkının babası olmaktan
çıkarıldı.
Ama
babasız olunmuyordu.
Türk
devletinin boşalttığı baba koltuğuna, önceleri
ABD, IMF ve Dünya Bankası oturmuştu. Şimdi ise bu role, AB
soyunuyordu.
Avrupa
Birliği de babalığını gösteriyor, başta
Diyarbakır olmak üzere özellikle Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’ya oluk oluk para akıtıyordu. Para
akıttığı yerlere ve kuruluşlara, on iki
yıldızlı bayrağını dikmeyi de asla ihmal
etmiyordu. Bu yörelerde yaşayan halkımız da artık
Türk devletini değil, AB’yi baba olarak görüyor, her
tür destek ve yardımı AB’den bekliyordu.
Baba
AB’den aldığı parasal ve moral destekle, Diyarbakır
Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir,
tıpkı bir devlet başkanı ya da başbakanı gibi
dış ülkelere resmi ziyaretlerde bulunuyor, daha da ileri gidip, ‘Bizim de
kırmızıçizgilerimiz var!’ diyerek Türk
devletine horozlanabiliyordu.
Ve
tüm bu olanlar, artık hiç mi hiç
yadırganmıyordu.
Şanlıurfa Belediyesi
Belediye
Başkanı: Dr.Ahmet Eşref Fakıbaba
- Projenin Adı: Kentin
İçme Suyu Dağıtım Şebekesinin Kaynaktan
Tüketiciye Kadar (
- Tarih:
01.12.2001
-
AB’den Aldığı Para: 21
milyon 300 bin Avro
- Proje Uygulaması: Projenin
uygulanmasına 01 Ekim 2002 tarihinde başlanmış ve 12 Mart
2006 tarihinde bitirilmesi öngörülmüştür. Projeye
başlama tarihinde, Elektrik Yüksek Mühendisi Ahmet
Bahçıvan Belediye Başkanlığı görevinde
bulunmaktaydı.
Bu
projenin uygulanmasında, “Safege”
adlı Fransız Danışmanlık Firması yetkili
olmuştur. Bu firma, kendi getirdiği yabancı uzmanlarla projeyi
yürütmüştür. Şanlıurfa Belediyesi ise kendi
bünyesindeki elektrik ve makine mühendislerini proje
çalışmalarında görevlendirmiştir. Tüm AB
projelerinde olduğu gibi, bu projenin de uygulanması sürecinde
tüm mali ve diğer denetimler sadece AB yetkilileri tarafından
yapılmıştır.
–
Açıklama: Bu proje ile sadece bugünkü 400 bin
nüfuslu kentin değil, 2020 yılının 1 milyon 400 bin
nüfuslu Şanlıurfa’sının da içme suyu
ihtiyacını karşılayacak şekilde
planlandığı belirtilmektedir. Şanlıurfa
İçme Suyu Projesi’nin çevre kirliliğini ve suyun
kalitesizliğine bağlı olarak sağlığı tehdit
eden riskleri azaltarak bölgedeki yaşam standartlarını
yükseltmeyi hedeflediği de açıklanmaktadır. Yapılan
açıklamaya göre; bu proje tamamlandığında,
yaklaşık 35 kilometrelik katodik korumalı su iletim
boruları döşenmiş; kapasiteleri 2500–20.000 metre
küp arasında değişen betonarme içme suyu
depoları inşa edilmiş; mevcut içme suyu
depolarının 3–4 pompalama istasyonunun ve ikinci
dağıtım sistemi bağlantılarından gerekli olanlar
onarılmış, su temin sisteminin idare edilmesi ve
bakımı için ilgili belediye personeli eğitilmiş
olacaktır.
Yorum
Şöyle
düşününüz:
Bir
Türk ailesinin sağlıklı ve sürekli içme suyu
ihtiyacını, o ailenin babası kendi olanaklarıyla
karşılayamıyor. Bu aileyle hiçbir bağı olmayan
bir yabancı çıka geliyor, ailenin su ihtiyacının
karşılanması için bir çuval parayı hibe
ediyor ve karşılığında hiçbir şey
istemiyor.
Böyle
bir durumda:
Şimdi,
yukarıdaki örnekte, Türk ailesinin yerine Şanlı Urfa
Belediyesini, karşılıksız hibe veren yabancının
yerine de AB’yi koyunuz ve soruları yanıtlayınız.
Avrupa
Birliği, Şanlı Urfa Belediyesi’ne yalnız 21 milyon 300 bin Avro hibe vermekle
kalmamış, Temel Eğitimin Desteklenmesi Projesi adı
altında, Şanlı Urfa’da 7 milyon 447 bin Avro harcayarak 15 okul ve 10 lojman
yaptırmıştır.
Türkiye’de
devlet artık baba değildir, diyenler Şanlı Urfa’da da
babalığı AB’ye bırakmışlardır.
AB de
babalığını göstermiş, Şanlı
Urfa’ya milyonlarca Avro’yu akıtmıştır.
Peki,
milyonlarca Avro’yu akıtan baba AB’nin, Şanlı
Urfa’dan beklentisi nedir? Görünüşteki bu tek
yönlü ilişkide çıkarı nedir?
Kendilerini
halkımıza aydın kişiler olarak tanıtanların
çoğu, neden bu sorularla yüzleşmekten
kaçmaktadırlar?
İzmit
Büyükşehir Belediyesi
-
Belediye Başkanı: İbrahim Karaosmanoğlu (2004- )
- Projenin Adı: Sanayi
Atıklarının Toplanması ve Arıtılmasını
Sağlayan İşletmelerin İyileştirilmesi.
- Tarih: 01.01.1999
- Proje
Sürecinde Belediye Başkanı: Sefa Sirmen (1989–2002)
-
AB’den Aldığı Para: 11
milyon 300 bin Avro
Gelişmeler
Proje
hakkında ayrıntılı bilgi rica ettiğim e-posta
iletisini 20 Kasım 2005 tarihinde, Başkan İbrahim
Karaosmanoğlu’na yolladım.
Uzun bir
süre geçip, cevap gelmeyince aynı ricamı 11 Aralık
2005 tarihli e-posta iletimle yeniledim.
Yine
Başkan’dan cevap gelmeyince, aynı ricamı 8 Ocak 2006
tarihli e-posta iletimle yeniledim.
Belediye
Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, 9 Ocak 2006 tarihinde
e-posta ile şu yanıtı gönderdi:
“Sizin istediğiniz
bilgileri buradan size gönderemiyorum. Bayramdan sonra
danışmanımız Erkan AYAN beyle bir zahmet irtibat
kurarsınız.”
Danışman
Erkan Ayan’a telefonla ancak 19 Ocak 2006 günü
ulaşabildim. Daha sorularımı tamamlamadan, Erkan Ayan, “Biz 11,3 milyon Avro’luk bir
proje yapmadık! Böyle bir şey yok!” deyip kestirip
attı. Kendisine, böyle bir proje yapıldığını
ve 11,3 milyon Avro hibe alınmış olduğunu gösterir
belgeyi gönderebileceğimi söyledim. Göndereceğim
belgeye bakacağını, inceleyeceğini ve
görüşünü bildireceğini söyledi. Aynı
gün belgeyi kendisine belgegeçer ile yolladım.
Aradan
iki ay geçip, Danışman Erkan Ayan’dan bir haber
gelmeyince, kendisini 28 Mart 2006 günü telefonla aradım. Bu kez
Danışman Erkan Ayan şunları söyledi:
“Evet, böyle
bir proje yapılmış. 1995 yılında
başlamış, 2001 yılında bitmiş. Proje, Sefa Sirmen
döneminde yapılmış. Ama şimdi elimizde, o dönemde
yapılmış olan bu projeyle ilgili hiçbir bilgi yok!”
AB’den
11 milyon 300 bin Avro hibe, Sefa
Sirmen’in Belediye Başkanlığı döneminde
verilmiştir.
Belediye
Başkanlığı döneminden sonra CHP’den milletvekili
olan Sefa Sirmen hakkında; zimmet,
görevi kötüye kullanma, görevde yetkiyi kötüye
kullanma, ihale mevzuatına aykırı davranma, ihaleye fesat
karıştırma iddialarıyla 21 suç dosyası
hazırlanmıştır. Sefa Sirmen, hakkında en fazla
dokunulmazlık fezlekesi bulunan milletvekili unvanını
kazanmıştır.
TBMM
Karma Komisyonu’nda, dokunulmazlık dosyalarının
görüşülmesi ertelenince, Sefa Sirmen hakkındaki
iddiaların görüşülmesi de askıya
alınmış oldu.
28.04.2005
tarihinde İzmit Belediyesi’nde, ‘AB Fon ve Hibelerin
Kullanımı’ konulu bir seminer verilmiştir. Bu seminerde
konuşan, İzmit Büyükşehir Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, şunları
söylemiştir:
“AB fonlarının
kullanımı konusunda Türk halkı eksik bilgilere sahiptir. Bu
eksiklik ve uzak yaklaşım nedeniyle, 2 milyar doları bulan fon
miktarının ancak yüzde ellisinden
faydalanılabilmektedir.”
Türk
halkının AB konusunda çok eksik bilgiye sahip olduğu bir
gerçekti. Türk halkı AB konusunda birçok yalan bilgiyle
de bombardıman edilmişti. Belediye Başkan Vekili İlyas Şeker, sözde
halkımızın AB konusundaki bilgi eksikliğine işaret
ederken, bir yandan da kafaları karıştıracak bir ifade
kullanmakta ve ‘2 milyar
doları bulan fonun ancak yüzde 50’sinde
faydalanılmaktadır’ derken, acaba bazı
çevrelerin bilinçli olarak saptırdığı gibi,
bu fonlarda Türkiye’nin de katkısı olduğunu mu
söylemek istiyordu? İşte buna açıklık getirmek için
Belediye Başkan Vekili İlyas
Şeker’i telefonla aradım. 29 Mart 2006 günü,
aramızda şöyle bir konuşma geçti:
-
İlyas
Bey, AB’den alınan hibelerin içinde, Türkiye’nin
de katkısı olduğunu mu ima ediyorsunuz?
-
“Benim bildiğim, Türkiye’nin de AB
bütçesine katkı yaptığıdır. Bu hep
böyle biliniyor!”
-
Peki,
ben size Türkiye’nin AB bütçesine tek bir kuruş
dahi katkı yapmadığını, belgelere dayalı olarak
söylersem, ne dersiniz?
-
“Çok detayını bilmiyorum!”
-
Hala
AB’den hibe alıyor musunuz, yaptığınız projeler
var mı?
-
“Evet, sivil toplum örgütleriyle birlikte
yaptığımız projeler var, hibe alıyoruz’”
-
Sizce,
AB bize neden karşılıksız para veriyor?
-
“Dünya artık küçüldü. AB,
üye olacak ülkelerin ekonomilerini geliştirmek istiyor.”
-
Ama
AB’nin milyonlarca işsizi, fakiri var. Bakın, bugün
Fransa’da gençlik ayakta ve işçiler genel grevde.
Fransa’da üniversite mezunu olmayan gençlerin yüzde
40’ı işsiz! Kendileri bu durumdayken nasıl oluyor da bize
milyonlarca Avro hibe edebiliyorlar! Kaldı ki, bizleri pek sevdiklerini de
söyleyemeyiz! Bir yandan dinimize Peygamberimize hakaretler ediyorlar, bir
yandan da bize milyonlarca Avro hibe veriyorlar! Sizce, bunun altında,
arkasında bir şey yok mu?
-
“Ben öyle bakmıyorum! Küreselleşen
çağımızda dünya küçüldü! Hem
biz, aldığımız hibeler
karşılığında bir şey vereceğimizi taahhüt
etmiyoruz ki!”
-
AB,
hibe verdiği yerlere, on iki yıldızlı
bayrağını da dikiyor. Sizin belediye binasına da
bayrağını dikti mi?
-
“Bizden önceki dönemde, Belediye binasının
önüne bir bayrak dikmişler!”
-
Sanırım
binanın içine de on iki yıldızlı
bayraklarını dikmişler, değil mi?
-
“Evet…bizden önceki dönemde, binanın
içine de bayraklarını asmışlar.”
Hatırlatmaya
gerek olduğunu hiç sanmıyoruz: Bayrak, bir egemenliğin
göstergesidir. Bir devlet, egemenliğini ele geçirdiği
yerlere bayrağını diker!
AB,
verdiği hibeler karşılığında hiçbir
şey istemiyor diyenlere, bundan daha kesin ve keskin yanıt olabilir
mi: Evet, hibeler karşılığında hiçbir şey
istemiyorlar, egemenliğimizden başka!
Adana Büyükşehir
Belediyesi
Belediye
Başkanı: Aytaç Durak
- Projenin Adı: Kentin Atık Su Problemlerinin
Çözümüne Katkıda Bulunmak.
-
Açıklama: Bu proje kapsamında, 1 adet Seyhan İlçesi’ne,
1 adet Yüregir İlçesi’ne olmak üzere 2 adet
Atıksu Arıtma Tesisi kurulması
öngörülmüştür. Gerek projenin
hazırlanması aşamasında, gerekse uygulanması
sürecinde, yerli uzmanların yanı sıra yabancı uzmanlar
da görev almıştır. Atıksu arıtma tesislerinin
kurulmasından sonra, Akdeniz’in kirlenmesi de engellenmiş
olacaktır.
-
Tarih: 01.01.1999
-
AB’den Aldığı Para: 10
milyon 800 bin Avro
Yorum
Her
büyükşehir belediyesinin olduğu gibi, Adana
Büyükşehir Belediyesi’nin de İnternette bir
‘Web Sitesi’ bulunmaktadır. Tanıtım amacıyla
hazırlanmış bu sitede, AB’den alınmış olan
para, ‘hibe kredi’ olarak
tanımlanmış ve miktarı yazılmamıştır.
Verilen paranın hem hibe hem de kredi olması, elbette
mümkün değildir. Hibe, bağış anlamına
gelmektedir. Kredinin ise borç olduğunu herkes bilmektedir. Acaba
Adana Büyükşehir Belediyesi, AB’den hibe
aldığından biraz sıkıldığı için
mi, hibenin aynı zamanda kredi olduğunu yazarak çelişkiye
düşmüştür, bilemiyoruz. Ama ister hibe ister kredi olsun,
AB’den almış olduğu paranın miktarını
yazmamış olması, o dillerden hiç düşmeyen
‘şeffaflık’ ilkesi ile bağdaşır mı?
Adana
Büyükşehir Web sitesinde, AB’de alınan hibe
karşılığı yapılan projenin uygulanmasında,
‘yerli ve yabancı uzmanların katılımından’
söz edilmekte, ancak bu konuda da ayrıntıya girilmemektedir.
Örneğin, kaç yerli, kaç yabancı uzman çalışmıştır?
Bu uzmanlar ne kadar ücret alıp ne kadar süre
çalışmışlardır?
İşte
bu tür soruları yanıtlaması ricasıyla, Adana
Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç
Durak’a; 11.12.2005, 19.12.2005 ve 8.01.2006 tarihlerinde üç
kez elektronik posta iletisi gönderdim. Bay Aytaç Durak,
bunların hiçbirisini yanıtlamadı!
Öyle
anlaşılıyor ki, AB’nin babalığından
çok mutlu olan Adana Büyükşehir Belediye
Başkanı, aldığı hibeyle ilgili kimseye bilgi verme
gereği duymamaktadır.
Tarsus Belediyesi
-
Belediye Başkanı: Burhanettin Kocamaz (1994- )
- Projenin Adı: Tarsus Atık Su
İşleme Tesisinin Kurulması.
–
Açıklama: Bu projeyle, ana kanalizasyon sisteminin şehrin
tümünü kapsayacak şekilde genişletileceği
hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra,
-
AB’den Aldığı Para: 9
milyon 550 bin Avro
-
Projenin Uygulama Süreci: Projede yabancı firmalar ve yabancı
danışman/uzmanlar da çalışmıştır.
Projenin, Mart 2003’de bitirilmiş olduğu duyurulmuştur.
16.03.2002 tarihinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Dr. Devlet Bahçeli, Tarsus
Atık Su Arıtma Tesisleri’nin
açılışını yapmak üzere Tarsus’a
gitmiş, bir konuşma yapmıştır.
Yorum
Tarsus
Belediyesi’nden proje uygulamasıyla ilgili ayrıntılı
bilgi isteyince, aramızda karşılıklı şöyle
bir e-posta ve telefon süreci yaşandı:
* Projede
çalışmış olan yabancı firmaların
adları nelerdir?
* Projede kaç yabancı
danışman/uzman çalışmıştır?
* Projede kaç Türk
uzman/danışman çalışmıştır?
Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz bu iletime
yanıt vermedi.
“Avrupa
Komisyonu Türkiye Temsilciliği
AB Mali İşbirliği: İkili Projeler
Büyük Ölçekli Projeler
(1995–1999)
Proje: Tarsus Atık Su İşletmesi
Açıklama: AB Katkısı: 9.550.000
Euro. Proje, ana kanalizasyon sistemini şehrin tümünü
kapsayacak şekilde genişletmeyi hedeflemektedir. Bunun yanı
sıra,
Faydalanacak taraf: Tarsus Belediyesi”
Bu belgeyi alan Tarsus Belediyesi Özel Kalem
Müdürü Esin Erkoç, beni telefonla aradı ve bu
belgenin de doğru olmadığını söyledi! Kendilerine
şu öneride bulundum: Lütfen hemen, Avrupa Komisyonu Türkiye
Temsilciliği’ni arayınız, onlara bu belgenin doğru
olmadığını söyleyiniz ve internet ortamında
herkesin her gün okuduğu bu belgeyi yayından
kaldırmalarını isteyiniz. Ayrıca onlardan, böylesine
önemli bir konuda Türk halkını yanıltan
yanlış bilgi vermiş oldukları için özür
dilemelerini ve bunu da internette yayınlamalarını isteyiniz.
Benim bu mantıklı önerime, Tarsus Belediyesi’nin
çok deneyimli ve bilgili Özel Kalem Müdürü Esin
Erkoç’un yanıtı şu oldu:
“Bizim
böyle şeylerle uğraşacak vaktimiz yok! Mademki siz
araştırmacısınız, gidin bu konuyu
Brüksel’de araştırın!”
Tarsus
Belediye Başkanı Burhanettin Kocaman; yalnız AB’den
aldığı 9 milyon 550 bin Avro hibenin değil, Avrupa
Yatırım Bankası’ndan aldıklarını
söylediği 38 milyon Avro kredinin ve KfW (Kreditanstalt für
Wiederaufbau)’dan aldıklarını söylediği 38
milyon DM kredinin de nasıl harcanmış olduğunu, tüm
ayrıntılarıyla en azından Tarsus halkına
açıklamalıdır. Çünkü AB
yanlısı olmanın en önemli koşullarından biri,
‘şeffaf’ olmaktır!
İstanbul Fatih
Belediyesi
Belediye
Başkanı: Mustafa Demir
- Projenin Adı: Projenin Genel Amacı, Balat
ve Fener Semtlerinde Oturanların Yaşam Koşullarını
İyileştirmektir. Bu Amaçla, Bu Semtlerdeki Konutlar ve
Altyapı Hizmetleri Geliştirilecektir.
- Tarih:
01.01.2003–01.10.2006
-
AB’den Aldığı Para: 7
milyon Avro
-
Projenin Uygulama Süreci:
*
3.850.000 Avro, toplam 200 evin onarım ve bakımı için
ayrılmıştır.
* Balat
ve Fener Semtlerinde eğitim ve sağlık
koşullarının iyileştirilmesi için 1 milyon Avro
ayrılmıştır.
* Bu semtlerdeki katı atıkların toplanması ve
yeniden kullanılabilir hale gelmesine yönelik eğitim
kampanyaları için 100.000 Avro ayrılmıştır.
* Balat
Çarşısı’ndaki dükkânların
onarım ve bakımı için 150.000 Avro
ayrılmıştır.
Projenin
uygulanmasında, Fatih Belediyesi’ne danışmanlık
hizmeti vermek üzere FOMENT Ciutat
Vella SA adlı İspanyol firma ile anlaşma
yapılmıştır. Bu İspanyol şirketin liderliğinde
bir şirketler birliği kurulmuştur. IMC
Danışmanlık Şirketi (İngiltere), GRET (Fransa) ve
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (Türkiye), bu
şirketler birliğinin içinde yer almışlardır.
Yorum
Fatih
Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde, ‘Neden Fener-Balat
Bölgesi Seçilmiştir’ sorusu şöyle
yanıtlanmaktadır:
Bu bölgenin seçilmesi
ve uygulaması başlatılan ilk proje olmasının
birkaç nedeni vardır. Birbirini dik kesen geometrik yolları,
çok yüksek olmayan birbirleriyle uyumlu sıra halindeki cepheleri
ve mimari özellikleriyle fiziksel anlamda homojen korunmuş
yegâne semtlerdir.”
Avrupa
Birliği’ne üye ülkelerde 3 milyon evsiz insan Avrupa kentlerinin sokaklarında sefil bir
hayat yaşarken, birbirini dik kesen geometrik yollara sahip olduğu
için AB’nin İstanbul Fatih Belediyesi’ne 7 milyon hibe
ettiğine inanmamız isteniliyor!
Fatih
Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde, ‘Projenin Hedefi’
de şöyle açıklanmaktadır:
“Zengin kültür
mirasının yanı sıra yoksulluğu
da bünyesinde barındıran Fener-Balat Bölgesi, 1950’lerden
bu yana yaşanan göç olgusundan nasibini almış bir
bölgedir. Ve projenin hedefi sadece evlerin
tarihi dokusunun korunarak restore edilmesi değil, aynı zamanda
mevcut nüfusun toplumsal profilinin geliştirilerek yaşam koşullarının
iyileştirilmesidir.”
Yani
bizlere söylenen şudur: AB öylesine derin insancıl
duygularla doludur ki, İstanbul’a geldiğinde Fener-Balat
semtlerini geziyor, burada bir dizi neredeyse yıkılacak duruma
gelmiş bakımsız evler görüyor, içi cız
ediyor, üstüne üstlük bu evlerde oturanların yoksul
olduklarını görünce acıdan ciğerleri
parçalanıyor ve Fatih Belediyesi’ne dönüp, al
şu 7 milyon Avro’yu, evleri
onar ve bakımını yap, içinde yaşayan zavallı
insanların da yaşam koşullarını iyileştir, diyor!
Peki,
böylesine derin insancıl duygularla dolu olan AB, niçin
önce şu sefalet tablosuna bakmıyor?
Milyonlarca
kendi insanı yokluk, yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşarken,
AB’nin Fatih Belediyesi’ne sırf insancıl duygular
nedeniyle 7 milyon Avro hibe
etmiş olmasına inanabilir misiniz?
Fatih
Belediyesi’ne bağlı Fener ve Balat semtlerinde,
geçmişte, Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler
yaşamıştı. AB’den verilen 7 milyon Avro hibe ile
onarılması istenilen evler, işte geçmişte
Yahudilerin, Rumların ve Ermenilerin yaşamış olduğu
evlerdir. Nedense, Fatih Belediyesi’nin İnternetteki sitesinde bu
gerçekten hiç söz edilmemektedir! Başka yayınlarda
bu gerçekten söz edilirken de nedense, Rumlar ve Ermeniler öne
çıkarılmakta, Yahudilerden hiç söz edilmemektedir.
Oysa tarihi bir gerçektir, İstanbul’un Fener, Balat,
Hasköy ve Kuzguncuk semtleri geçmişte Yahudilerin
çoğunlukta bulunduğu semtlerdi.
Geçmişte
gayri-Müslimlerin yaşamış olduğu Fener-Balat
semtlerindeki evlerin onarımı için AB’nin 7 milyon Avro
hibe etmesini içine sindiremeyen köşe yazarı Mustafa
Canbey, haklı olarak şu yorumu yapıyordu:[4]
“Topraklarımızda
yer alan Hıristiyan kültürüne dair ne varsa yeniden
gün yüzüne çıkarılıyor ve restorasyonu
yapılarak, canlandırılıyor. İslam kültürüne
ait eserleri ise hatırlayan yok.”
Fener Rum
Ortodoks Kilisesi de AB’nin onarım ve bakımı için 7 milyon Avro hibe ettiği
Fener-Balat semtlerinin sınırları içinde
bulunmaktadır. Bu kilisenin Başpapazı ‘ekümenik’ olmak, yani
dünyadaki tüm Ortodoks Hıristiyanları yönetmek
istemektedir. İşte bu gerçekleri de hatırlatan
araştırmacı-yazar Aytunç Altındal, AB’nin
hibesini şöyle değerlendirmektedir:
“AB, benzeri projelerle
kültürel varlıklara sahip çıkmak adı
altında kredi veriyor ve sonra da sahipleniyor. Fener’de
yapılan çalışma da bu niyetin
ürünüdür. Buraları
Patrikhanenin geleceği için hazırlıyorlar. AB,
Patrik’in ekümenik olması için
çalışıyor. Turizm ve kültür adına
yapılanlar da gelecekteki hesapların
altyapısıdır.”
İnsanlar,
tapusuna sahip oldukları, içinde kendi oturacakları
konutları büyük paralar harcayarak onarırlar.
Dünyada
hiç kimse, kendisine ait olmayan ve içinde yabancıların
oturacağı evleri, çuvallarla para harcayarak onarmaz!
Eğer
AB, Fatih Belediyesi’ne milyonlarca Avro hibe ederek Fener-Balat
semtlerindeki evlerin onarım ve bakımını
yaptırıyorsa, yakın bir gelecekte buralara kendi insanlarını,
yani Hıristiyan Avrupalıları yerleştirmeyi planlıyor,
demektir.
Vatan
topraklarının yabancılara satılmasına tepki
göstermek bir yana, bunu büyük bir marifetmiş gibi
Türk halkına sunanlar, İstanbul’un Fener-Balat semtlerinin
de Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarına satılmasına elbette
hiç ses çıkarmayacaklardır.
Manisa Kula Belediyesi